Çok canım sıkılıyor, rakının dibine vuralım istersen.
Karanlık maddeyi arayan fizikçilere naçizane önerim, gelip benim içimde aramaları. Normal bir insanın, birkaç çirkin bina, çöp karıştıran kediler ve yürüyen insanlar göreceği manzarada ben anlamsızlık, yok olmaya mahkumluk, kıyamet alametleri ve gökdelen büyüklüğünde soru işaretleri görüyorum.
İlk ve en önemli soru hayatın yaşanmaya değer olup olmadığı elbette. Bir kez yaşamaya başlayınca başkalarının cehennemi olmayı kabullenmek de gerekiyor üstelik. Peki insan neden kendi cehennemlerini düşünürken, kendisinin de bir başkasının ya da başkalarının cehennemi olduğunu aklına getirmez? Ya da "başkası" olmadan "ben" olabilir mi? Bunlar, biz sıradan fanileri aşan sorular. Ama bildiğim, aristoteles'in beni tanısa "doğru düşünce"nin kurallarını yeni baştan yazacağı.
Dünyanın bensiz daha güzel bir yer olacağından hiç kuşkum yok. Bu benim için suyun kaldırma kuvveti gibi, yer çekimi kanunu gibi tartışılması, sorgulanması anlamsız bir veri zaten. Ama insanlar... sanki hiç sıkılmıyor gibi yaşıyorlar. Yiyorlar, içiyorlar, sevişiyorlar. Üstelik bu amaçsız devinimi sonsuza dek sürdürebilmek için ruhlarını satmaya hazırlar. Hayır bunu onursuz bulduğumdan değil, ruhumun pazarlığa açık olmaması, şeytanın ruhum için beş para vermeyeceğini bilmemden kaynaklanıyor.
Biri bana dünyayı taşıyan meşhur öküzün boynuzlarıyla birlikte çayırlarda koşup inekleri kovalarken dünyanın neden benim omuzlarımın üzerinde döndüğünün hesabını vermeli. Beni dünya denen bu yerde yaşamaya zorladığı için özür dilemeli. Evet.
Sık sık dünya dışı yaşam bulunur mu acaba diye meraktan ertelediğim intihar planımı düşünüyorum. Ebedi mutsuzlar kervanının en bahtsız bedevilerinden biriyim ve çok canım sıkılıyor, kutup ayısı vuralım istersen.
Cidden çok canım sıkılıyor,
Kendimizi vuralım istersen..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder