3 Haziran 2019 Pazartesi
Ömrünü, seni kendin gibi hissettirebilen şeyi bulmak için harcayacaksın. Bu süreçte istediğin "tamamlanma" hissine bir adım dahi yaklaşamayacaksın. Sen bu dünyaya tam geldiğini, yaşadıkça eksileceğini ama bu eksikliğin de doldurulamayacak bir eksiklik olduğunu anlayacaksın.Her doldurmaya çalıştığında boşluklarını, boşluklar ağırlaşacak, genişleyecek ve sen bu fazlalıklarla daha da eksik hissedeceksin. Hiç varolmamış olmayı dileyeceksin. Bütün bu çabanın, kendini hırpalayışın bir mânâya sığdırılamayışına zaman zaman bakıp pencerenden, ağlayacaksın.Ne zaman hani baharlar dolar ya göğsüne, aldığın nefesi hissetmişsin gibi olur, önceden bu nefesi, böyle sanki hiç almamışsın gibi olur. İçinde bir yerler yeşillenir, marullanırsın, mırıldanırsın eski bir şarkıyı, umut dolarsın öyle uzaklara baka baka. Ama yaşamak! Ne hoş öyle.Hiçbir şey için çırpınmadan, kendiliğinden gelen kısacık bir anda, bu anda, ara sıra olur ama sen yine de çok alışma, bağlanma, tutunma, sıkı sıkı sarılma böyle bir nefes almaya. Çünkü alıştığını bırakırsın, her bıraktığını sandığın da peşinden gelir gece olsun, gündüz olsun.Eski bir arabanın arkasına bağlanmış teneke kutular gibi peşinden gelir, gölgenin boğazına yapışır, gölgen seni bırakır, o bırakmaz, o kullanıp attığın senin için, yalnızca sana dair o an, yaşıyorum ulan dedirten an, bak buradayım ben, sen neredesin diye diye gelir de gitmez.Sen artık bu paçana yapışan, ceplerine dolan, gülüşünün kıvrımına biriken, bakışından taşan ama artık eskisi kadar tat vermeyen yaşıyorum ulanlı anlarınla yürürken bir yerlerden bir yerlere kamburlaşırsın. Ezilirsin ağırlığı altında artık yaşayamamanın, eskisi gibi olamamanın da.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder