Sevgili Ulya
Zamanın tam ortasında,
çırılçıplak paslı bir sessizlikle artık hiç hayat bulamayacağının bilincinde
yasını tutarken, gözlerimin nasırlaşmış bakışlarına astığım, kahvehanede çay
soğutan bu kimsesizlik ve boğazıma düğümlenen koca bir dünya ile uğurluyorum seni.
Hoşça kal..
Sana vermeyi düşündüğüm ne kadar isim varsa ve benden alacağın dalgalı saçlarının her bir telini, ömrümün kalanına düğüm ediyorum. Ama yetersiz kalıyor her çabam. Dinmeyecek bu acı. Hayalini kaybetsem de matemim kadim bir hatıra gibi kalacak bende. Sana gerçek bir veda edemediğimden ve ne yazık ki zamanı geri alamayacağımdan, sol göğsümün altında taşıdığım bu büyük öfkeyle, sana kavuşamamış, kavuşamayacak olan hayatımı omzumda sürükleyerek tutacağım yasını ela gözlü güzel kızım.
Kavgalarımız henüz kaderini
öldürmemişken, yani geleceğine kastetmemişken hırslarımız, kalplerimizin dörtnala
koştuğu o güzel zamanlarda, seni isterken, sana yazdığım mektupları, sana
vereceğim arkadaşlığımı, zayi makamında bir ağıtla, olmuş, bitmiş ve bencilce
tükettiğimiz her şeyden hicap duyan zayıf bir metanetle mumyaladım kalbimin en
kayıp köşesine. Şimdi bütün söylediklerimin değersizliği ile senden, çalınmış
geleceğinden arta kalan bu göç sessizliğine soruyorum, hiç doğmayacak olmana, okuduğum
hangi dua özür diler? Hangi çiçeği kabul eder etini bulamamış ruhun? Beni
affedebilir misin?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder